5 Kasım 2017 Pazar

GIRGIRİSTAN




Hayata olumsuz bakmanın, güneşli havada sıcaktan, karlı havada soğuktan şikayet edenlerin başkenti olan küçük bir kasabada, kahkahanın, gülmenin en azından tebessümün bile lüks sayıldığı bir hava her yeri sarmışken, bütün kasabalıları telaşlandıran bir gelişme ile gündem birdenbire değişmişti. Alınan habere göre, yeni kaymakam kasabaya varmak üzereydi ve kasabanın yerlileri ona güzel bir “kasabamıza hoş geldiniz” merasimi hazırlayacaktı. Tebessümün bile görülmediği bu kasabada, birisinin onları yönetecek olması duygusu bile insanları karamsarlığa itmeye yetmişti. Üstelik, kasabalılar yaklaşık yirmi yıldır hiçbir yönetici ile karşılaşmamıştı. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, bu kasabanın kötü ününü duyan ve kasabaya tayininin çıktığını öğrenen kaymakam adayları tek tek istifa ediyordu. İkinci neden ise, görevlendirilen kaymakam, yönetilmek istemeyen halk tarafından mutlaka bir yolla uzaklaştırılıyordu. En son yirmi sene önce bir kaymakam gelmiş ve geldiği gün oradan ayrılmak zorunda kalmıştı. Kasabanın aslında başka bir ismi olmasına rağmen herkesçe kabul görülen ismi Berbadiye’dir. İsminden de anlaşılacağı üzere bu kasabada eğitimden sağlığa her şey berbattır. Aradan iki saat geçmişti. Kaymakamı getirecek tren ufukta görülmüştü. Bunu gören birkaç kasabalı genç, durumu ailelerine bildirdi. Kaymakam gibi üst düzey bir devlet görevlisinin kasabaya gelmesini endişe ile takip eden birçok aile, evlerine çekilmiş ve perdelerini evin en ufak bölümünü bile göstermeyecek şekilde örtmüştü. Tren istasyona gelmiş ve kaymakam kasabaya ilk adımını atmıştı. Kaymakam, kumral, hafif toplu ve otuzlu yaşlarındaydı. Kasabanın en karakteristik özelliğine nazire yaparcasına güler yüzlüydü. Kaymakamın yanında ona her konuda yardım etmesi için görevlendirilen birkaç meslektaşı da ona eşlik etmekteydi. Kaymakam etrafa baktı, kimsecikleri göremedi. Bir süre sonra buna memnun olmuştu zira meslek hayatının ilk gününde kasabalıların işini gücünü bırakması ve merasim adı altında verimli bir günün boş eğlenceler ile ziyan olması onu huzursuz edecekti. Yanındaki çalışma arkadaşları ile birlikte devletin onlara sağladığı konuta doğru ilerlemiş ve yorgun oldukları için erkenden yataklarının yolunu tutmuşlardı. Sabah olduğunda kasaba merkezinde kahvaltı yapmak için önce bir yere oturmuş sonra da o yerin sahibine yiyecek bir şey olup olmadığını sormuşlardı. Kaymakam, hafta sonu nedeniyle kendisini gizlemiş ve mekan sahibine arkadaşlarıyla birlikte kasabaya gezmeye geldiğini söylemişti. Asıl amacı, halkı daha yakından tanımaktı. Kahvaltıyı getiren ve müşterilerine sunan mekan sahibi, kendilerini turist olarak tanıtan kaymakam ve arkadaşlarını kendisine yakın görmüştü. Genç kaymakamın planı adım adım başarıya ulaşıyordu. Gidişat çok iyiydi. Halkı tanımak ve kasabanın isminin Berbadiye olarak anılmasına sebep olacak tüm faktörleri öğrenip onları yok etmek için çalışacaktı. Bu yüzden, hafta sonu boyunca kimliğinin asla açığa çıkmaması gerekiyordu. Aksi takdirde, mevkisini öğrenen kasaba halkı kendisine bir anda düşman kesilebilirdi. Kahvaltı faslı bittikten sonra mekan sahibi ile tatlı bir sohbet sürüp giderken kaymakam bu güzel havada kimsenin dışarı çıkmadığını fark etmiş olacaktı ki bunu merak edip sordu. Mekan sahibi ona şu cevabı verdi : “Bizler eğlenmeyi pek sevmeyiz. Genellikle evlerimizde vakit geçiririz. Güneşten de hoşlanmayız. Bakma ben esnaf olduğum için buradayım yoksa ben de evimde olurdum.” Kaymakam derin düşünceler içine girmişti. Mekan sahibine teşekkür edip el sıkışarak oradan ayrıldılar. Genç kaymakam eline aldığı bir megafon ile avazı çıktığı kadar şarkı söylüyordu. İnsanlar kim bu deli diye perdelerini aralayıp sokağa bakmaya başladılar. İlk önce garipsemelerine rağmen bu genç adamın söylediği şarkılar ve şarkı aralarında anlattığı anılar ve fıkralar kasabalıyı memnun ediyordu. Sonra eğlenceli bir tiyatro eserinin kısa bir bölümünü oynadı. İnsanlar onu izlerken kahkaha atıyordu. Herkes evinden çıkmış, gayet halinden memnun bir şekilde asıl kimliğini bilmedikleri kaymakamın ve arkadaşlarının komik gösterisini izliyorlardı. Dans müzikleri ile birlikte herkes dans etmeye başlamıştı, beraber çılgınca eğleniyorlardı. Kaymakam durumdan çok mutluydu. Herkes artık eğleniyordu ve eski Berbadiye’den eser kalmamıştı. İnsanlar bu genç adamı çok sevmişlerdi. Sofralarına davet ettiler. Hep beraber gülüp eğlendikleri bir günün ardından herkes huzurlu bir uyku çekmişti. Uyuyan kaymakam ve arkadaşlarını uyandırmak için bütün kasabalı bir şaka planlamışlardı. Hep beraber horlama sesi çıkarıyorlardı. Düne kadar asık suratlı olan bu insanları bu hale getirmesi inanılmazdı. Hepsi şakacı, muzip birer insan haline dönüşmüştü. Kaymakam bu sesi duydu ve her zamanki muzipliğiyle pencereyi açıp dedi ki : “Ben asla horlamam.” İnsanlar birbirlerine fıkralar anlatıyordu. Çocuğundan yaşlısına herkes en acıklı durumdan bile bir mizah unsuru yaratabiliyordu. Kaymakamı ve arkadaşlarını da çok sevmişlerdi. Kaymakam her şeyin yolunda gittiğini gördüğü için kimliğini artık saklı tutmak istemiyordu. Bir alana insanları topladı ve şunları söyledi : “Buraya gelmeden önce herkes bize Berbadiye’ye gitmememizi tembihlemişti. Orada mutsuz olursun, hayatının en kötü günlerini yaşarsın demişlerdi. Peki sonunda n’oldu ? Hepimiz birbirimizi seviyoruz. Demek ki insanlar iyi niyetle bir başkasına yaklaşırsa ortada olumsuz hiçbir duygu veya düşünce kalmaz. Yarından itibaren bu kasabanın kaymakamı olarak göreve başlayacağım için çok memnunum.” Kasaba halkı önce kaymakamın şaka yaptığını sanmıştı ama bir sonraki gün kendisini makamında görünce söylediklerinin doğru olduğunu anlamışlardı. Bu genç adamın onları yöneteceğini duyanlar aslında sevinmişlerdi çünkü kaymakam esprili bir kişilikti. Ancak çok büyük sorunlar vardı. Eğitim gibi, sağlık gibi.. Kaymakam önce şehirden yeni kitaplar getirtti. Bunların çoğu mizahi kitaplardı. İnsanların eğitim seviyesini artırmanın komediden geçtiğini düşünüyordu. Haklıydı da. Açtığı ilköğretim okulu ve liseye giden öğrenciler kaliteli öğretmenler tarafından yetiştiriliyordu ve herkes halinden mutluydu. Kahvehanelerde boş boş oturmak yerine artık kasabalılar mizah dergileri okuyordu veya birbirlerine şaka yapıyorlardı. Sağlık konusunda da atılımlar yapılmıştı. Yapılan yeni hastane ile birlikte insanlar muayene olmaktan çekinmiyorlardı. Korkusuzca kendilerini tedavi ettiriyorlardı. En son teknolojik aletler ile ameliyatlar yapılıyor, hastalıklar pozitif olmanın vermiş olduğu enerji ile tek tek yok oluyordu. Kasaba insanının bu şakacı tavrı yıllar boyunca hiç azalmadı ve kasabadan şehre ve şehirden de tüm ülkeye sirayet eden bu ‘gırgır’ tavır, ülkenin de adını değiştirmişti : “Gırgıristan”